Nevzat Özkan

Nevzat Özkan


Doğu Türkistan Neremiz Uygurlar Neyimiz

07 Ağustos 2020 - 17:49

Nereniz ağrıyorsa canınız oradadır diye güzel bir deyimimiz var. Bugünlerde Türkistan’ımızın doğusu ağrıyor, hatta kanıyor. Onun için de aklımız hep aynı yere takılıyor, yüreklerimiz hep aynı acıyla burkuluyor.

Gerçi bazı doktorların vücut organlarının Lâtincesini kullandığı gibi, Doğu Türkistan’ımıza da Çince Sincan / Sinkiang / Şincan gibi değişik adlar verenler var.

Ancak bu adın Türkçesi de Çincesi de aynı yeri işaret ediyor, aynı yürek ağrısını dillendiriyor.
İşte bugünlerde böylesine yüreğimizi dağlayan Türkistan’ımızın doğusu, geçmişten günümüze taşıdığımız Türklüğümüze dair her ne varsa hepsine beşiklik etmiştir. Bugün 12 milyon kilometre karelik bir coğrafyada 200 milyon yürekle birlikte sahiplendiğimiz dilimiz, dinimiz, kültürümüz ve kimliğimiz hep burada şekillenmiştir.

Çünkü Doğu Türkistan, Türk devlet geleneğine göre, Türkistan’da kurulan devletlerimizin hakimiyet merkeziydi yani kafasıydı, yüreğiydi. Onun için Türk devlet felsefesini anlatan ve devlet olma bilgisi veya mutluluk veren bilgi anlamına gelen Kutadgu Bilig, Balasagunlu Yusuf tarafından burada kaleme alınmıştır. Devlet merkezi aynı zamanda dilin ve kültürün de merkezi olduğu için Türk dili kollarının divanı anlamına gelen Dîvânü Lugâti’t-Türk, Kâşgarlı Mahmut tarafından burada yazılmıştır.

Başta Budizm olmak üzere pek çok din ile burada içli dışlı olduk. Bir az da bu sayede Çin, Hint ve İran kültürleriyle hemhal olduk. Buna rağmen ayağımızı bastığımız Türkistan toprağı bizi kendi özsuyuyla beslediği için hep ayakta kaldık, kaybolmadık, yok olmadık.

Daha ötesi bazı bakımlardan bu kültürleri de aşan koskoca bir Uygur kültürü yeşerttik ve yaşattık. Kütüphaneler dolusu eserler verdik, koskoca şehirler kurduk, tarımı ile, sanayisi ile bir uygarlık geliştirdik. Onun için de medenî ve medeniyet kelimelerine karşılık ararken Uygur kelimesinden uygar ve uygarlık kelimelerini türettik. Çünkü Uygurlar, Dokuz Oğuzların, yani bizim gibi Oğuz soyundan gelen bir
topluluğun uzantısı olan On Uygurlardan gelmektedir. Yani onlar bizimle sadece soydaş değil, aynı zamanda boydaştır. Anadolu Türklüğünün de Doğu Türkistan Türklüğünün de aynı atanın Türk dünyasının iki ayrı ucunu tutmuş evlatları olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Bin yıllık uygarlığımızı şekillendiren İslamiyetle de Doğu Türkistan’da tanıştık, tanışmakla kalmadık, kaynaştık. Buradan aldığımız İslam sancağını Avrupa’nınortasına, Hindistan’a, Endonezya’ya, Malezya’ya, Afrika’nın ve Asya’nın bir ucundan
öbür ucuna taşıdık. Dünyanın dört bir yanında İslam dünyasının yüz akı pek çok bilim, fikir ve edebiyat adamı yetiştirdik.

Türklüğümüzün ve Müslümanlığımızın beşiği olan Türkistan’ımızın doğusu, yüzünü hep batıya dönen ve güneşi takip ederek kıtaları aşan evlatlarını 1750 yılına kadar amansız Çin tehdidine karşı korudu, sadece kendi evlatlarını korumakla kalmadı, hatta insanlığın geri kalanıyla Çin tehdidi arasında bir set oldu.
1750’de Çin boyunduruğuna giren Doğu Türkistan, kaderine asla razı olmadı. 250 yıllık Çin hakimiyetine karşı en az 250 defa isyan etti. 1864’te Yakup Ba Devlet Han, kurmayı başardığı devleti, Abdülaziz Han’ın başında bulunduğu Osmanlı Devleti’ne bağladı. Aynı bağlılık II. Abdülhamit döneminde de devam etti. Osmanlı Devleti, bu ilgiyi karşılıksız bırakmadı. Asker ve bürokrat gönderdi, yeni kurulan devleti destekledi. Ancak iç ve dış dengeler değişince 1878’de Yakup Ba Devlet Han iktidarı yıkıldı ve Doğu Türkistan yeniden Çin işgaline maruz kaldı. Yarım asrı geçen işgalin ardından Doğu Türkistan 1933’te yeniden bağımsızlığına kavuşunca Atatürk aynı geleneği sürdürüp Doğu Türkistan’a asker ve eğitimci uzmanlar gönderdi ve Anadolu’nun ata yurda ilgi ve sevgisini gösterdi. Ancak bu bağımsızlık da uzun sürmedi. Çin-Rus işbirliği Batı ve Doğu Türkistan’ı çoktan paylaşmıştı.

Mücadele durmadı, 1944’te Doğu Türkistan yeniden bağımsızlığına kavuştu. Ancak Mao ihtilalinin ardından 1949’da Çin Doğu Türkistan’ı bir kez daha işgal etti. Son altmış yılda da Doğu Türkistan direndi, Çin bastırdı.
Diğer Türk yurtları gibi doğal gaz ve petrol zengini olan 1.828.000 km 2 ’lik Doğu Türkistan, kabına sığmayan Çin nüfusunun tahliye alanına dönüştürüldü. Son yıllardaki Çin göçleriyle, Doğu Türkistan bir uçtan diğer uca tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar Çinlileştirildi. Çinli olmayanlar, ülkenin başka bölgelerine göçürülmek
veya zulümle, baskıyla susturulmak suretiyle yok edilmeye çalışılmaktadır.Uygurlar başta olmak üzere Türk ve Müslüman kimliğini taşıyan 35 milyon Doğu Türkistanlı işte buna isyan etmektedir.

Kapalı bir toplum yapısına sahip olan Çin’de, olup bitenler hep dünyanın gözünden saklanmaktadır. Ne bu isyan ne de bu zulüm ve katliam ilk defa yaşanmaktadır. Bu sahne defalarca tekrarlanmıştır. Bu acımasız uygulamalara katlanamayan Doğu Türkistan Türklüğü her ayağa kalktığında şiddet ve zulümle
bastırılmıştır. Bu da yetmemiş, her isyan, yeni bir katliam için bir bahaneye dönüştürülmüş; idamlar, sürgünler, çeşitli baskılar birbirini izlemiştir. Her şeye rağmen Doğu Türkistan, Mehmet Emin Buğra, Sabri Baykozi, Polat Turfani, İsa Yusuf Alptekin gibi yiğit ve yürekli önderlerin dirayetli liderliği ile mücadele bayrağını elden ele aktararak günümüze taşımıştır. Bugün de bu bayrağı ABD’ne sığınmak zorunda kalan Rabia Kadir devralmıştır.

1950’lerde ve 1960’larda yurdundan, yuvasından olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimizden bir bölümü Türkiye’ye yerleşmiş ve Türk kamuoyunu Doğu Türkistan ve Çin işgalcilerinin acımasızlıkları konusunda bilgilendirmişlerdir. Bugün de bu görevi aynı heyecan ve aşkla sürdürmeye çalışmaktadırlar.
Ancak son dönemde ülkemizde, Çin’le kurduğumuz ekonomik ilişkiler zarar görür endişesiyle Doğu Türkistan konusunu ve Uygur Türklerinin sıkıntılarını dile getirme çabalarına bir sınırlama getirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Filistin sorunu sebebiyle en yakın müttefiklerine tavır alma erdemini gösteren devlet adamlarımız ve hükümet yetkililerimizin Doğu Türkistan’da kan gövdeyi götürürken sessiz kalmaları beklenemezdi. Onun için de son olayların ardından Doğu Türkistan siyasetinde yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. Ancak böyle belli
dönemlerle sınırlı kalan çıkışların çok fazla bir işe yaramayacağı da bir gerçek. Hep aleyhimize işleyen ve yerli sanayimizi tehdit eden ticarî ilişkilerimizin zarar göreceğinden endişe etmesi gereken ülke Türkiye değil Çin olmalıdır. Ayrıca böyle bir ticaret ilişkisi sebebiyle kökümüze kibrit suyu dökülmesi karşısında sessiz kalmak bize yakışmaz.

Doğu Türkistan, tıpkı Kıbrıs, Kırım, Kerkük, Karabağ gibi her zaman gündemde tutmamız gereken bir millî davamızdır. Sadece bizim millî davamız olmakla sınırlı kalmayan, çok ciddi insanlık trajedilerinin de yaşandığı bu bölgelere ilgi göstermemiz, bazılarının iddia ettiğinin aksine, Türkiye’ye ve Türk Milletinin millî
menfaatlerine zarar vermez; onurlu ve haklı davalara sözcülük ve öncülük etmek ülkemizin ve milletimizin hem itibarını hem de gücünü artırır.

Bazı iç ve dış mihrakların Doğu Türkistan’ı veya diğerlerini Türkiye’nin güneydoğusunda yaşananlarla karşılaştırması ise abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir. Söz konusu bölgelerin hiç birinde PKK benzeri bir terör örgütü o ülkelerin insanlarının hayatına ve devlet düzenine kast etmemekte, hatta mağdur ve mazlum soydaşlarımız kendi canlarını ve insanca yaşama haklarını korumaya çalışmaktan
başka bir çaba içine girmemektedir. Demokrasi ve insan hakları gibi konular ise bu ülke ve bölgelerin yakınından bile geçememektedir.

Millî varlığımızı oluşturan değerlerin şekillendiği Doğu Türkistan, her ne kadar bize coğrafî olarak uzak görünse de bizi biz yapan değerler açısından çok yakındır.

Uygurlar ise geçmişte insanlığa örnek olacak bir uygarlığı ayağa kaldırmış, ancak bugün bizim ilgi ve sevgimizi dört gözle bekleyen boy, soy ve din kardeşlerimizdir. Bugün onlardan uzak durmak kendi kimliğimize yabancılaşmak, geçmişimize sırt çevirmek, geleceğimize ilgisiz kalmak demektir. Böyle bir vebali hiç kimse üstlenmemelidir.

Nevzat ÖZKAN