BİZDE AĞUSTOS'LAR ZAFERLE GEÇER

Yarınki büyük saldırı için Batı Cephesi’nde son hazırlıklar yapılıyor. Fevzi Paşa, yarınki büyük saldırının yapılacağı alanı gezdi...Editörümüz İrfan Koçaksoy yazdı.

BİZDE AĞUSTOS'LAR ZAFERLE GEÇER
29 Ağustos 2020 - 19:57

Yarınki büyük saldırı için Batı Cephesi’nde son hazırlıklar yapılıyor. Fevzi Paşa, yarınki büyük saldırının yapılacağı alanı gezdi. Gerekli son emirleri verdi. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, saldırı düzenine giren birliklere yarın düşmana bir imha saldırısı yapılacağını bildirdi. Akşam, Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar, çadırlı ordugâh önünde bir portatif masa çevresinde toplanarak yarınki saldırı için birliklerden gelen hazırlık raporlarını gözden geçirdiler. Başkumandan da Kocatepe’ye çıkarak cepheyi ve birlikleri gözden geçirdi. Açık ve berrak bir hava. Ay ince bir hilal halinde.

Büyük Taarruz ’un başlayacağı 26 Ağustos gününün hemen öncesinde yaşananlar, Zeki Sarıhan’ın Kurtuluş Savaşı Günlüğü adlı eserinden alınmıştır. Ancak, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı, bu yakın tarihimizde geçen büyük olayı ve devamında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin nasıl oluştuğunu anlamak adına biraz daha önceye bakmalıyız.

Osmanlı Devleti, İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmek için 29 Eylül 1911 tarihinde savaş ilan etmesiyle başlayan süreçte ardı arkası kesilmeyen savaşlar, yıkılan imparatorluklar, yeni kurulan ya da sınırlarını genişletmek isteyen devletler görecek ve neticede kendi içinden yeni ve güçlü bir devlet çıkaracaktır.
İtalyanların Trablusgarp’ı işgali üzerine Mustafa Kemal Atatürk, Enver Paşa, Kuşçubaşı Eşref gibi isimlerin kimlik değiştirerek bölgeye geçtiklerini ve oradaki yerli halkı teşkilatlandırarak İtalyanlara karşı koyduklarını, devletin bölgeye asker gönderememesinden dolayı gayr-i nizami harp biçimi ile vatan toprağını savunan Türk subaylarının çabalarını burada bir kez daha akıllara getirmek lazımdır. Trablusgarp’taki durum devam ederken bu sefer de Balkanlar kaynamış ve yeni savaş haberi bu coğrafyadan gelmiştir. Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan Osmanlı Devleti’ne karşı birleşerek savaş ilan etmiş, 1913 yılı sonunda Osmanlı Devleti Edirne’yi de kaybettiği bir anlaşma imzalamıştır. Ancak bu sefer de kendi aralarında anlaşamayan Balkan devletleri bu sefer Romanya’yı da aralarına katarak kendi aralarında bir savaşa tutuşmuş ve Bulgaristan’a saldırmışlardır. İşte bu esnada Osmanlı Devleti Midye-Enez hattını aşarak Edirne’yi tekrar almış ve Enver Paşa’nın adı tarihe Edirne Fatihi olarak yazılmıştır. 
Ancak ne Trablusgarp ne de Balkan Savaşları asıl kapıda beklemekte olan savaş kadar büyük ve uzun olacaktır çünkü bu seferki savaş Birinci Dünya Savaşı’dır. Osmanlı kaynaklarında Harb-i Umumi olarak bilinen savaşın görünürde Avusturya-Macaristan veliahttı Franz Ferdinand’ın öldürülmesiyle başlamıştır. Ancak arka planında ekonomik çıkar çatışmaları, silahlanma yarışı, Avusturya ve Rusya’nın Balkanlar üzerindeki emelleri bu savaşın arka planı olarak gösterilebilir.

28 Temmuz 1914 tarihinde başlayan Birinci Dünya Savaşı tarihin o zamana kadar yazdığı en çok can ve mal kaybının yaşandığı savaştır. Savaşa imparatorluk olarak giren devletler parçalanmış, parçalanan bu devletlerden ortaya milliyetçilik akımına dayanan yeni devletler çıkmış, Avrupa’nın siyasi haritası değişmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’na 11 Kasım 1914 tarihinde İtilaf Devletlerine resmen harp ilan ederek katılan Osmanlı Devleti, 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayana dek, Kafkas Cephesi, Irak Cephesi, Filistin-Suriye Cephesi, Çanakkale Cephesi, Yemen ve Hicaz Cephesi, İran Cephesi, Libya Cephesi ve Avrupa Cepheleri olmak üzere sekiz farklı cephede savaşmıştır. Osmanlı Devleti giriştiği sekiz cepheli savaşta Çanakkale’de destan yazmış, Irak’ta İngilizlere boyun eğdirmiş, Yemen ve Hicaz’da İngilizlerin kışkırttığı asilerle savaşmıştır. Kafkas Cephesinde binlerce evladını soğuk havaya ve salgın hastalıklara kurban vermiş, Galiçya, Romanya, Makedonya gibi cephelerde müttefiklerinin yanında olmuştur.
İttifak devletlerinin savaşı kaybetmesiyle birer birer ateşkes anlaşmaları imzalanmaya başlamış 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti resmen savaştan çekilmiş ve mağlup olmuştur. Savaşın bitmesiyle beraber işgaller başlamış, ordusu terhis olan, silahları İtilaf Devletlerine teslim edilen Osmanlı Devleti’nin her yanı bu sefer işgalci askerlerle dolmuştur. Devletin başkenti olan İstanbul 13 Kasım 1918 tarihinde işgal kuvvetlerinin donanmaları tarafından çevrelenmiştir. 

İşte tam da bu günlerde tarihin seyrini değiştirecek, Türklerin makus talihini geri çevirecek bir adam da İstanbul’a ulaşmış bulunuyordu. Mustafa Kemal Atatürk o gün yaveri Cevat Abbas’a söylediği sözler adeta geleceğin habercisiydi. Atatürk’ün dudaklarından o gün şu sözler döküldü, “geldikleri gibi giderler”. İşte bugünden itibaren Mustafa Kemal ve arkadaşları aynı yukarda bahsini ettiğimiz savaşlardaki gibi bir savaşa girdiler, yeni bir savaş daha bu seferki savaşın adını bağımsızlık ve hürriyet olacaktı.
  İstanbul’un işgalini İzmir’in işgali izlemişti, memleketin her yanında özel yetkili subaylar, komiserler, casuslar sarmış bir vaziyette idi. İşgal altındaki bölgelerde işgal kuvvetlerinin askerlerinin sözü geçiyor yayınlanan emirle Türk subaylarının işgal askerlerine selam vermesi zorunlu hale geliyordu. Anadolu’da ise sefalet ve yokluk hat safhaya ulaşmış, yıllardır süre gelen savaşlardan halk elinde avcunda ne varsa kaybetmiş yorgun ve yılgın bir halde bulunuyordu.

İstanbul’daki faaliyetlerinin ardından artık vakit gelmiş, mücadelenin nerede başlayacağı ve nasıl olacağı artık belirlenmişti. Anadolu’ya geçme vakti gelmişti. 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal beraberindeki heyet ile Samsun’a inmiş, artık Millî Mücadele resmen başlamış bulunuyordu. Hiç vakit kaybetmeden çalışmalara başlayan Mustafa Kemal, Havza’da bir genelge yayınlayarak işgallere karşı halkı bilinçlendirmeye ve birlik olmaya çağırıyordu. Hemen ardından gelen Amasya genelgesinde ise girişilen savaşın adeta reçetesi veriliyor, “milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır” maddesi ile Kurtuluş Savaşı’nın nasıl ilerleyeceği bildiriliyordu. Mustafa Kemal Atatürk Anadolu’ya geçişinden itibaren hem halkı bilinçlendirmek için uğraşmış hem itilaf devletlerinin işgalci güçleriyle dünya çapında bir medya ve bürokrasi savaşı vermiş ve hem de tahtı için vatanı göz ardı eden son padişah Vahdettin ile.
Havza ve Amasya genelgelerinin ardından gerçekleştirilen Erzurum ve Sivas kongrelerinde Misak-ı Milli kabul edilmiş ve bu sınırlar içinde vatanın parçalanamaz bir bütün olduğu kararları alınmıştır. Bölgesel direniş gösteren cemiyetler bir çatı altında toplanmış, “Kuva-yı Milliye’yi amil, Milli İradeyi hâkim kılmak esastır” parolası ile her türlü işgale ve ilhaka karşı koyacaklarını ve bütün bunları yine vatanı için canını ortaya koyan Türk halkıyla beraber yapacaklarını dünyaya duyurmuş bulunuyorlardı.
Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından Mustafa Kemal Ankara’ya varmış, 23 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi kurulmuştur. Kurbanlar ve dualar ile açılan mecliste hiç vakit kaybetmeden vatanın istikbali için çalışmalara başlanmış, valilere ve birlikleri başındaki komutanlara askerlerini terhis etmemek, silahlarını işgal kuvvetlerine teslim etmemek ve Ankara’dan gelecek olan emirlere aynen uymak emrediliyordu. Güneyde Fransa, Doğuda Ermeniler, Batı’da da Yunan kuvvetleri ile savaşta olan memleket, Kuva-yı Milliye güçleri ile Fransızları püskürtmüş, Kazım Paşa’nın önderliğinde Ermenileri tepelemiş ve son olarak düzenli orduyu kurarak Yunanlıları yurttan atmak için çalışmalara başlanmıştır.

Düzenli ordu ilk olarak İnönü zaferleri ile Yunanlıları geri itmiş ve böylece Ankara’da moral sağlanırken dünya da Türklerin yapılan işgalleri asla kabul etmeyeceğini anlamış bulunuyordu. Bundan sonra sırasıyla Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Savaşı meydana geldi Yunan kuvvetlerine karşı Türk ordusu Sakarya’da kale gibi durarak stratejik bir savaş kazanmış oldu. Şimdi işgalci Yunan’ı yurttan tamamen atma vakti gelmişti. Ancak zaman lazımdı büyük zafer için hazırlıklar bir yıl kadar sürdü.
Tarih 26 Ağustos 1922, sabah saat 05.00 da düşman mevzilerini döğen topçu ateşi ile Türk’ün Büyük Taarruzu başladı. Düşman neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette idi, taarruz hiç beklemediği bir yerden ve hiç beklemediği bir zamanda gelmişti. Kurtuluşun, Türklüğün bekasının ve Anadolu’nun düşman çizmesinden kurtarılmasının tek yolunun bu taarruz olduğunu anlamış ve inanmış olan Türk askerinin taarruzları karşısında Yunanlılar tutunamadı.

26 Ağustos’ta Türk kuvvetleri Yunanlıların ilk mevzilerini ele geçirdi, 27 Ağustos’ta Afyon kurtarıldı, 27-28 Ağustos’ta Yunanlılar tepelerde tekrar savunmaya geçmek istedilerse de başaramadılar. Dumlupınar-Uşak doğrultusunda canlarını kurtarmak için kaçan Yunan askerleri güneyden 1. Ordu, kuzeyden de 2. Ordunun tazyiki sonucu Aslıhanlar bölgesine sıkıştırılarak kuşatıldılar. 30 Ağustos günü Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa’nın muharebe sahası içinde bulunan Zafer Tepe’den yönettiği taarruz sonucunda Yunan kuvvetlerinin büyük kısmı imha edildi. Başkomutan Meydan Muharebesi adı verilen bu muharebeden kurtulan ve arta kalan Yunanlılar İzmir’e doğru kaçmaya başladı, kaçarken bile zulmüne devam eden geçtikleri yerlerdeki köyleri yakan canlara kıyan Yunanlıları Türk ordusu takip ediyordu 9 Eylül’de İzmir’e ulaşan ordumuz Yunan’ı denize dökerek Anadolu’yu düşman elinden kurtararak kesin bir zafer kazandı.

Büyük ve Asil Türk Milleti

“Ordularımız 9 Eylül sabahı İzmir’imizi ve yine 9 Eylül akşamı Bursa’mızı muzafferen tahlis ettiler(kurtardılar). Akdeniz askerlerimizin zafer ezgileriyle dalgalanıyor.
Asya imparatorluğuna yeltenen küstah bir düşmanın muharebe meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan ordu kumandanlarıyla kumanda heyetleri günlerden beri Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin esiri bulunuyorlar…
Büyük Türk milleti, ordularımızın kabiliyet ve kudreti düşmanlarımıza dehşet, düşmanlarımıza emniyet erecek bir kemal ile tezahür etti. Millet orduları on dört gün zarfında büyük bir düşman ordusunu imha ettiler. Dört yüz kilometrelik fasılasız bir takip yaptılar. Anadolu’daki bütün istila edilmiş topraklarımızı geri aldılar…
Büyük ve Necip Türk milleti, Anadolu’nun kurtuluş zaferini tebrik ederken sana İzmir’den, Bursa’dan, Akdeniz ufuklarından ordularının selamını da takdim ediyorum.”   

                                                                                                               Başkumandan Mustafa Kemal       


 İşte kısaca anlattığımız bu süreç aslında 10 yıldan fazla süren bir savaş ortamının, çekilen büyük acıların, maddi manevi her şeyini kaybetmiş bir toplumun yeniden doğuş destanıdır. Yeniden doğan ve bunu kendi damarlarında akan kanın verdiği güçle yapan Türk halkı ne halde olursa olsun boyun eğmemiş ve kutsal bildiği vatanı için canını ortaya koyarak müdafaa etmiştir. Neticede azminin ve inancının sonucunu almış tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak ne işgalci emperyalistlere boyun eğmiş ne de istikbalini taht uğruna peşkeş çekenlere bırakmıştır. Ağustos’lar bizde zaferle geçer, zafer ayımız Ağustos’tur. 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun. Bizlere açtığı yolla önderlik eden Atamızın izinde kalacağız ve o gün vatanı kurtarmak için can veren Türk halkının evlatları anısına Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacağız. 

İrfan Koçaksoy 
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum